Orhan Pamuk'un en son çıkardığı kitabı ve bu aralar çok sık gördüğüm kitabı Kırmızı Saçlı Kadın. Kısa bir süre önce YKY tarafından 204 sayfa olarak çıktı. Biliyorum ki Orhan Pamuk'un seveni de çok sevmeyeni de. Onun kitaplarını bitmek bilmeyen sıkıcı, yorucu olarak tanımlayan bir kesim var. Orhan Pamuk kitapları bir iki saat de okuyup bitirebileceğiniz kitaplar değil evet. Yorucu bir tarafı olduğunu da kabul ediyorum ama sıkıcı olduğu konusun da aynı fikir de değilim. Yorucu bulmamın sebebi ise kitapların da fazlasıyla düşündürüyor olması bana göre. Bu kitabı ise gayet akıcıydı. Bana göre tabi.

Konusuna geçmeden önde kitap kapağından bahsedersek kitabın kapağındaki resim Dante Gabriel Rasetti'nin Regina Gordium adlı yapıtı. Aynı zaman da kitaptaki kahramlardan birisi olan Kırmızı Saçlı Kadın yani Gülcihan da kendisini bu resimdeki kadına benzetiyor. Bu resmin kitapla böyle bir alakası var işte.
Arka kapağında ise Batı ve Doğu'nun iki temel efsanesi olan Sophokles'in Kral Oidipu'u ile Firdevsi'nin Rüstem ve Sührab'ını resmeden iki resim yer alıyor. Kitapta da bu iki efsaneyi karşılaştırdığı gibi aynı zaman da okurlarıyla uzun uzun tartışıyor yazar.
İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?
Kitap üç bölümden oluşuyor.
Birinci bölüm liseli bir genç olan Cem'in ailesinden bahsederek başlıyor. Cem'in babası Akın Çelik bir eczacı ancak eczacılıkla uğraşırken aynı zaman da örgütsel faaliyetler dede bulunmakta 12'Eylül dönemi kitapta Cem'in babası üzerinden yazılmış denilebilir. O yıllarda bir çok kişi yurt dışına kaçmıştır. Kaçamayanlar ise yakalanmış işkenceler görmüştür. Babası bir dönem bu işkencelere maruz kalmıştır. Bir süre sonra babası kaybolur, Annesi olayları bilse de Cem'le hiç konuşmazlar bu konuyu. Eczane de kapanmıştır. Babasından da bir destek görmüyorlardır. Cem de çalışmaya karar verir ve bir kuyucu ustası olan Kuyucu Mahmut Usta'nın çıraklığını yapmaya başlar. Bu şekilde para kazanacak ve üniversiteye giriş sınavına hazırlanabilecektir. Mahmut Ustayla birlikte İstanbul'un yakınlarındaki Öngeren de bir arazi de çalışmaya başlarlar. Eğer suyu bulabilirlerse ödüllendirileceklerdir aynı zaman da. Cem de bunun hayali ile bir iki hafta dayanabileceğini düşünüyordu. Ama işler istedikleri gibi gitmedi. Kazdıkları kuyu rahat on katlı bir bina boyuna ulaşmıştı ama su yoktu ancak Mahmut Usta pes etmeden devam ediyordu.
Cem babasında hiç görmediği ilgi ve şevkati Kuyucu Mahmut Usta'da buluyordu. Hikayeler anlatıyor ve onunla zaman geçiriyordu.
O bulunamayan su, o bölgede bir çadır tiyatrosun da oyuncu olan Kırmızı Saçlı Kadınla tanışmasına neden oldu. Ve bu tanışma kaderini, hayatının geri kalanını baştan sona değiştirecekti. Gülcihan Cem'in neredeyse annesi yaşındaydı ve evliydi buna rağmen Cem ile bir gece beraber olmuşlardı. Bu Cem'in onu son görüşü olacaktı. Üstelik babası yerine koyduğu Mahmut ustayı da yaptığı hata sonunda son görüşü olacak ve bunun vicdan azabıyla bir ömür geçirecekti.

İkinci bölümde ise Cem'in Üniversite de Jeoloji Mühendisliği okumasından aynı dönem de tanıştığı Ayşe ile evliliklerinden, çocuğunun olmamasından, İşteki başarısından, kurduğu şirket olan Sührab'ın her geçen gün büyümesinden, eşi ile birlikte yaptıkları seyahatlerden ve Kırmızı Saçlı Kadından bir çocuğu olduğunun öğrendiği dönemi kapsıyor. Bu dönemde babalar ve oğullar arasındaki ilişkileri sürekli araştırıyor ve onda bir takıntıya dönüşüyor.
Üçüncü bölümde Kırmızı Saçlı Kadının azından aktarılıyor hikaye . Bu kısımda ağır bir dil kullanılıyor. Yazar okuyucunun kafasın da hiç bir soru işareti kalmasını istememiş olmalı.
Birinci bölüm kısa bir zaman diliminde geçerken, ikinci bölümde neredeyse bir ömür, hızlı bir şekilde anlatılmış. Üçüncü bölüm ise tamamen Kırmızı Saçlı Kadın'ın bakış açısıyla anlatılıyor.
1980'lerden günümüze kadar İstanbul çevresindeki araziler, dikilen gökdelenler, her geçen gün büyüyen İstanbul ustalıkla anlatılıyor.
Eski hikayeleri, unutulmuş meslekleri konu alarak romanlar yazmayı sevdiğini biliyoruz artık Orhan Pamuk'un. Bir kuyu ustasının çırağı ile kazdığı kuyudan böylesine bir hikayenin çıkmasını Orhan Pamuk gibi bir yazar yazabilirdi ancak.
Daha önce blogum da Kafamda Bir Tuhaflık adlı kitabına da yer vermiştim. Buradan ulaşabilirsiniz.

Konusuna geçmeden önde kitap kapağından bahsedersek kitabın kapağındaki resim Dante Gabriel Rasetti'nin Regina Gordium adlı yapıtı. Aynı zaman da kitaptaki kahramlardan birisi olan Kırmızı Saçlı Kadın yani Gülcihan da kendisini bu resimdeki kadına benzetiyor. Bu resmin kitapla böyle bir alakası var işte.
Arka kapağında ise Batı ve Doğu'nun iki temel efsanesi olan Sophokles'in Kral Oidipu'u ile Firdevsi'nin Rüstem ve Sührab'ını resmeden iki resim yer alıyor. Kitapta da bu iki efsaneyi karşılaştırdığı gibi aynı zaman da okurlarıyla uzun uzun tartışıyor yazar.
İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?
Kitap üç bölümden oluşuyor.
Birinci bölüm liseli bir genç olan Cem'in ailesinden bahsederek başlıyor. Cem'in babası Akın Çelik bir eczacı ancak eczacılıkla uğraşırken aynı zaman da örgütsel faaliyetler dede bulunmakta 12'Eylül dönemi kitapta Cem'in babası üzerinden yazılmış denilebilir. O yıllarda bir çok kişi yurt dışına kaçmıştır. Kaçamayanlar ise yakalanmış işkenceler görmüştür. Babası bir dönem bu işkencelere maruz kalmıştır. Bir süre sonra babası kaybolur, Annesi olayları bilse de Cem'le hiç konuşmazlar bu konuyu. Eczane de kapanmıştır. Babasından da bir destek görmüyorlardır. Cem de çalışmaya karar verir ve bir kuyucu ustası olan Kuyucu Mahmut Usta'nın çıraklığını yapmaya başlar. Bu şekilde para kazanacak ve üniversiteye giriş sınavına hazırlanabilecektir. Mahmut Ustayla birlikte İstanbul'un yakınlarındaki Öngeren de bir arazi de çalışmaya başlarlar. Eğer suyu bulabilirlerse ödüllendirileceklerdir aynı zaman da. Cem de bunun hayali ile bir iki hafta dayanabileceğini düşünüyordu. Ama işler istedikleri gibi gitmedi. Kazdıkları kuyu rahat on katlı bir bina boyuna ulaşmıştı ama su yoktu ancak Mahmut Usta pes etmeden devam ediyordu.
Cem babasında hiç görmediği ilgi ve şevkati Kuyucu Mahmut Usta'da buluyordu. Hikayeler anlatıyor ve onunla zaman geçiriyordu.
O bulunamayan su, o bölgede bir çadır tiyatrosun da oyuncu olan Kırmızı Saçlı Kadınla tanışmasına neden oldu. Ve bu tanışma kaderini, hayatının geri kalanını baştan sona değiştirecekti. Gülcihan Cem'in neredeyse annesi yaşındaydı ve evliydi buna rağmen Cem ile bir gece beraber olmuşlardı. Bu Cem'in onu son görüşü olacaktı. Üstelik babası yerine koyduğu Mahmut ustayı da yaptığı hata sonunda son görüşü olacak ve bunun vicdan azabıyla bir ömür geçirecekti.

İkinci bölümde ise Cem'in Üniversite de Jeoloji Mühendisliği okumasından aynı dönem de tanıştığı Ayşe ile evliliklerinden, çocuğunun olmamasından, İşteki başarısından, kurduğu şirket olan Sührab'ın her geçen gün büyümesinden, eşi ile birlikte yaptıkları seyahatlerden ve Kırmızı Saçlı Kadından bir çocuğu olduğunun öğrendiği dönemi kapsıyor. Bu dönemde babalar ve oğullar arasındaki ilişkileri sürekli araştırıyor ve onda bir takıntıya dönüşüyor.
Üçüncü bölümde Kırmızı Saçlı Kadının azından aktarılıyor hikaye . Bu kısımda ağır bir dil kullanılıyor. Yazar okuyucunun kafasın da hiç bir soru işareti kalmasını istememiş olmalı.
Birinci bölüm kısa bir zaman diliminde geçerken, ikinci bölümde neredeyse bir ömür, hızlı bir şekilde anlatılmış. Üçüncü bölüm ise tamamen Kırmızı Saçlı Kadın'ın bakış açısıyla anlatılıyor.
1980'lerden günümüze kadar İstanbul çevresindeki araziler, dikilen gökdelenler, her geçen gün büyüyen İstanbul ustalıkla anlatılıyor.
Eski hikayeleri, unutulmuş meslekleri konu alarak romanlar yazmayı sevdiğini biliyoruz artık Orhan Pamuk'un. Bir kuyu ustasının çırağı ile kazdığı kuyudan böylesine bir hikayenin çıkmasını Orhan Pamuk gibi bir yazar yazabilirdi ancak.
Daha önce blogum da Kafamda Bir Tuhaflık adlı kitabına da yer vermiştim. Buradan ulaşabilirsiniz.




















