Mavi Köpeğin Gözleri, Gabriel Garcıa Marquez'in 1947 ve 1955 yılları arasında yazdığı 14 öyküsünden oluşan bir öykü kitabı. Yüzyıllık Yalnızlık ve Kolera Günlerinde Aşk gibi eserler ile bilinen ünlü yazarın, bu eserlerinden önce yazdığı öykülerinden oluşmaktadır. İsmini de içindeki bir hikayeden alan kitap 144 sayfadan oluşuyor.
Özellikle bu öykülerin bir ortak yanı varsa buda hiç kuşkusuz zaman kavramına hiç yer vermemesi olsa gerek. Öykülerinde masal ile gerçeklik arasında kalabiliyor ve bazen anlamlandıramıyorsunuz. Zaten bu öykü kitabının ismini dahi okuduğunuzda bir kalıyorsunuz ve tekrar okuyorsunuz. İlk okuduğunuzda zor geliyor doğrusu. Gabriel Garcıa Marpuez okuyucusu bu duyguyu iyi bilir diye düşünüyorum. İşte okuduğunuz her öykü de belki de her sayfada aynı bu hissi tekrar tekrar yaşıyorsunuz.
Gabriel Garcıa Marquez'e ait olan bu öykü kitabının içinde benim dikkatimi çeken sizinde seveceğinizi düşündüğüm bir çok öykü var. Çullukların Gecesi bu öykü kitabını okuyan birçok kişinin favorisidir sanırım. Çulluklar tarafından gözleri oyulan üç adamın hikayesinin anlatıldığı bu öykü. Yazarın Yüzyıllık Yalnızlığa dahi değişmem dediği öyküsü oluyor aynı zaman da.
Kitaba ismini de veren Mavi Köpeğin Gözleri adlı öykü ise hiç bir zaman gelmeyecek olan bir adamı bekleyen bir kadın. Tabi okuduğunuzda bu kadar basit olmadığını görüyorsunuz.
Doğduğu günden itibaren hareketsiz bir şekilde yatan. Ölüm ile yaşam arasında kalan ve en kötüsü günleri bir tabutta geçen bir gencin öyküsü var. Aynı zaman da kitaptaki ilk öykü. Belki de bu nedenle beni en çok etkisi altına alanlardan biri olduğunu söylemeliyim.

Ortak noktalardan biraz daha bahsetmek gerekirse, hiç kuşkusuz diğer bir ortak nokta Ölüm olurdu. Sonrasında ise Arafta kalan karakterler ve belirsiz olaylar. Sıradan kahramanların büyülü, masalsı, belki de aslında gerçek olan hayatları diye biliriz.
Özellikle bu öykülerin bir ortak yanı varsa buda hiç kuşkusuz zaman kavramına hiç yer vermemesi olsa gerek. Öykülerinde masal ile gerçeklik arasında kalabiliyor ve bazen anlamlandıramıyorsunuz. Zaten bu öykü kitabının ismini dahi okuduğunuzda bir kalıyorsunuz ve tekrar okuyorsunuz. İlk okuduğunuzda zor geliyor doğrusu. Gabriel Garcıa Marpuez okuyucusu bu duyguyu iyi bilir diye düşünüyorum. İşte okuduğunuz her öykü de belki de her sayfada aynı bu hissi tekrar tekrar yaşıyorsunuz.
''Geceleri uykusuzluğun iğneleri gözlerine batarken herhangi bir cazibesi olmayan, sıradan bir kadın olmayı diler olmuştu. Odanın dört duvarı arasındaki her şey kendisine düşmandı adeta. Uykusuzluğun, derisinin altına ve kafasına yayılıp ateşini yükselttiğini, saç köklerine kadar yandığını hissederek çaresizliği kapılıyordu. Sanki damarlarında minnacık ve sıcak böcekler yaşıyordu ve bunlar her gün gece yarısından sonra uyanıp fiziksel güzelliğinin bulunduğu bu bereketli balçığın içinde, dudak uçuklatan bir derialtı macerasına atılmışlar gibi oynak ayaklarını patırdatarak koşuşturuyorlardı.''
Gabriel Garcıa Marquez'e ait olan bu öykü kitabının içinde benim dikkatimi çeken sizinde seveceğinizi düşündüğüm bir çok öykü var. Çullukların Gecesi bu öykü kitabını okuyan birçok kişinin favorisidir sanırım. Çulluklar tarafından gözleri oyulan üç adamın hikayesinin anlatıldığı bu öykü. Yazarın Yüzyıllık Yalnızlığa dahi değişmem dediği öyküsü oluyor aynı zaman da.
Kitaba ismini de veren Mavi Köpeğin Gözleri adlı öykü ise hiç bir zaman gelmeyecek olan bir adamı bekleyen bir kadın. Tabi okuduğunuzda bu kadar basit olmadığını görüyorsunuz.
Doğduğu günden itibaren hareketsiz bir şekilde yatan. Ölüm ile yaşam arasında kalan ve en kötüsü günleri bir tabutta geçen bir gencin öyküsü var. Aynı zaman da kitaptaki ilk öykü. Belki de bu nedenle beni en çok etkisi altına alanlardan biri olduğunu söylemeliyim.

Portakal ağacı ve onun ekşi, serinlik veren tadı. Boyut değiştirme. Toprak yiyen karakterler. Öldüğünü ve çürümeye başladığın her anı hissetmek. Bir şekilde birbirleri ile bağlantılı olan öyküler. Bu öykülerin tamamını dikkatli bir şekilde okuyan her okur, öyküler arasındaki bağlantıları fark ettiğinde hayrete düşecek eminim.
Ortak noktalardan biraz daha bahsetmek gerekirse, hiç kuşkusuz diğer bir ortak nokta Ölüm olurdu. Sonrasında ise Arafta kalan karakterler ve belirsiz olaylar. Sıradan kahramanların büyülü, masalsı, belki de aslında gerçek olan hayatları diye biliriz.




