Kırmızı Pazartesi,1981 tarihinde yayınlanan bir Gabriel Garcia Marquez kitabı. 1982 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülünü aldı. Yazarın yedinci kitabı ve kendisinin de çocukluğunu geçirdiği kasabada işlenen gerçek bir cinayetin anlatıldığı 106 sayfalık gizem, polisiye türünde bir roman.
KIRMIZI PAZARTESİ KONUSU (spoiler içerir)
Hikaye Kolombiya'nın bir kasabasında geçiyor. Santiago Nasar'ın öldürüldüğü bir namus cinayeti anlatılıyor. Santiago Nasar kitabın baş kahramanı ve hikayenin kurbanı. Yirmili yaşlarda zengin ve yakışıklı bir adam. Maddi olanakları ve sahip oldukları topraklar sayesinde asilleri temsil etmekte.
Romanda ki bir diğer önemli karakter Bayardo San Roman. Kasabaya sonradan yerleşiyor. Varlıklı bir aileden geliyor. İlk geldiği günden itibaren kasabadaki herkes sahip olduklarını konuşuyor. Kasabanın en güzel kızlarından biri olan Angela Vicario çıkıyor karşısına ve o gün onunla evlenmeye karar veriyor.
Bütün kasabanın katılacağı gösterişli düğünün hazırlıkları başlıyor. Devasa bir törenle evleniyorlar. Kasabanın gördüğü en güzel düğün, şenlik havasında geçiyor. Tüm kasabalı gibi Santiago Nasar da kutlamalara katılıyor. Evlendikleri günün gecesi karısının daha önce başka biriyle birlikte olduğunu öğreniyor. Aynı gün içerisinde karısını ailesinin evine geri götürüyor. Angela Vicario aklına gelen ilk ismi söylüyor. Santiago Nasar.
İki ağabey bu olaydan sonra Santiago Nasar'ı öldürmeye karar veriyorlar. Pablo ve Pedro Vicario kardeşler karşılarına çıkan herkese Santiago Nasar'ı öldüreceklerini söylüyorlar ve bütün kasabaya bu haberi yayıyorlar. İstedikleri birilerinin onları durdurması. Ancak kasabadaki kimse gerçekten onları durdurmayı düşünmüyor. Kasabadaki bir kişi hariç herkes bu cinayetten haberdar oluyor.
''Tahmin edebiliyorum, çocuklar,'' demişti kadın da. ''Namus meselesi beklemez.''
Santiago Nasar, Angela Vicario'nun bekaretini kaybetmesine neden olan kişi olarak bütün kasabanın önünde ölmeye mahkum ediliyor. Cinayet kasabada yıllarca konuşuluyor. Angela Vicario ve ailesi kasabayı terk etmek zorunda kalıyorlar. Pablo ve Pedro Vicario kardeşler hapse atılıyor. Bayardo San Roman her şeyi olduğu gibi bırakıp kasabayı terk ediyor.
''Vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.''
Kasabalı yıllarca Santiago Nasar cinayetini konuşuyor. Angela Vicario ve Santiago Nasar'ı daha önce bir kişinin dahi birlikte görmemesi, birlikte olduklarını ispatlamaları için en küçük bir ayrıntının olmaması kasabada bir çok dedikodunun çıkmasına ortam hazırlıyor. Kasabalı Angela'nın birini korumak için Santiago Nasar'ın ismini verdiği düşüncesine kapılıyorlar.
BENİM YORUMUM
Hikaye yirmi yedi yıl sonra cinayete kurban giden Santiago Nasar'ın yakın arkadaşı tarafından anlatılıyor. Santiago Nasar'ın öldürülme nedeni aslında bir çok toplumda islenen namus cinayetlerinden çok da farklı değil. Bilindik bir töre cinayeti denilebilir.
Hikaye yirmi yedi yıl sonra cinayete kurban giden Santiago Nasar'ın yakın arkadaşı tarafından anlatılıyor. Santiago Nasar'ın öldürülme nedeni aslında bir çok toplumda islenen namus cinayetlerinden çok da farklı değil. Bilindik bir töre cinayeti denilebilir.
Romanın sonuna kadar kimse Santiago Nasar'ı uyarmayı düşünmüyor. Kimse kasabanın tamamı haberdar olmuşken onun haberi olmamasına ihtimal vermiyor. İnsanlar çoktan önlemini aldığı düşüncesine kapılıyor ancak bir dizi talihsiz olay Santiago Nasar'ın başına geliyor. Hiç kimse asıl kişinin Santiago Nasar olmayabileceği düşüncesine kapılmıyor. Angela Vicario'nın söyledikleri hiç bir delile gerek duymadan bu cinayetin gerçekleşmesi için yeterli bulunuyor.
Pablo ve Pedro Vicario kardeşler her fırsatta, karşılarına çıkan kasabalılara Nasar'ı öldüreceklerini söylüyorlar. Bunu yapmalarının amacı birilerinin onları engellemesini istemeleri. Aslında cinayeti işlemek istemiyorlar. Ancak kasaba halkı cinayete kayıtsız kalıyor. Bazıları bu iki gencin birini öldürebileceğini inanmıyor. Bazıları bu cinayetin namus için işlenmesi gerektiğine inanıyor. Burada toplum baskısı ortaya çıkıyor. Hikayede bastan sona toplum psikolojisi ve toplumsal gerçekliklerle yüzleşiyorsunuz.
Romanda öyle ayrıntılar var ki yazara ve hikayeye hayranlık duymamak mümkün değil. Karakterlerin günlük yaşamına bakıldığında bu cinayetin işlenebilme olasılığı neredeyse imkansız. Ancak o gün cinayetin işlenmesi için tüm tesadüfler bir araya toplanıyor. Öyle çok traji komik olay bir araya geliyor ki bu kadar da olmaz diyerek okuyacağınızdan eminim.
Bana göre romanın okuyucu üzerinde bu derece etki oluşturmasının diğer bir nedeni tüm hikayenin yapılan röportajlarla ilerliyor olması. Yazar cinayeti diğer kişilerin verdiği bilgilerle aktarıyor. Hikayenin röportajlarla ilerliyor olması olayların bir çok farklı bakış açısıyla anlatılmasını sağlıyor.
Yazarın okuduğum ilk kitabı bir öykü kitabı olan Mavi Köpeğin Gözleri adlı kitabıydı. Bir öykü kitabıyla başlamış olmama rağmen yazarın diğer kitaplarını da okumam gerektiği düşüncesine kapılmıştım. Kırmızı Pazartesi beklediğim gibi sürükleyici ve etkileyici bir anlatımla hayran kaldığım romanlardan biri oldu. Romandaki ayrıntılar ve karakterleri de unutmamak lazım. Sonuç olarak bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Özellikle cinayet romanları okumayı sevenlere mutlaka okuyun diyorum.





